Ne Aradınız?

15 Ocak 2016 Cuma

VİTAMİN VE MİNARELLER İLE HAYAT KURTARAN PRATİK DESTEK ÖNERİLERİ


Not: Yazılarımızı faydalı görüp beğenirseniz sayfamızın en alt kısmında ki paylaşımlarınızı ve yorumlarınızı bekliyoruz.




Sağlıklı bir yaşam kalitesi yakalayabilmek için vitamin ve minarelere ihtiyacımız vardır. Vitaminler, bitkisel ve hayvansal kaynaklı besinlerdeki organik bileşiklerdir. Temin etmenin en iyi yolu beslenmedir. Birçoğumuz günlük besinleri tüketirken ihtiyacımız olan vitamin ve mineralleri yeterli düzeyde aldığımızı düşünürüz. Bu düşüncemiz her zaman doğru olmayabilir. Bu değer düşüklüğü bazen yiyeceklerden bazen de yanlış pişirmeden kaynaklanmaktadır. Bu vitaminleri vücudumuz üretemediğinden mutlaka dışarıdan sağlamak gerekmektedir. Bundan dolayıdır ki mutlaka sebze ve meyve tüketmek gerekmek gerekmektedir. Vücudumuzun vitamin miktarını karşılayabilmek adına bu sebze ve meyveleri düzenli olarak tüketmemiz gerekmektedir. Vücudumuzun günlük vitamin ihtiyacını; dört porsiyon meyve ve sebze veya dört porsiyon hububat ya da iki porsiyon süt ve süt ürünleri tüketerek karşılayabileceğimiz gibi iki porsiyon protein barındıran ürünleri tüketerek de karşılayabiliriz.(et, yumurta gibi)
                Meyve ve Sebzelerdeki vitamin kayıpları ve değişiklikleri; iklim, toprak, ürünün olgun ya da ham oluşu, toplama yöntemleri, depolama ve taşıma yöntemleri sebebiylede olabilmektedir. Bu kayıpların yaşanmaması için ya da minimum kayıp sağlanması için ürünleri alırken dikkat edilmeli ve doğru pişirme yöntemi seçilmelidir. Eğer tüm bunlara dikkat etmezsek vücudumuzu sadece doldurmuş olmaktan başka bir işlem yapmamış oluruz. Bundan dolayıdır ki vücut birçok hastalığa dirençsiz kalacaktır.
                Ve unutulmamalıdır ki vücudumuza fazladan alacağımız vitamin ve minerallerinde zarar getirebileceğidir. Bundan dolayı mutlaka yapılacak bu yüklemeler doktor kontrolünde yapılmalıdır.
                A Vitamini: Günlük olarak erkeklerin 5 bin ve kadınların 4 bin ünite A vitamini tüketmeye ihtiyacı vardır. A vitamini için tercih edilecek en iyi kaynak süt ve yumurtadır. Sıklıkla bu ürünleri tüketen birisi A vitamini ihtiyacını yeterince ve hazır olarak almaktadır. Fazladan alınan A vitamini (50 bin ünitenin üstünde) bulantı, kusma, baş ağrısı, iştahsızlık, eklem ağrıları ve görme bozuklukları gibi şikâyetler ortaya çıkarabilmektedir. Hamilelikte bir defa da kadının alacağı 20 bin ünite üstü A vitamini için çocuğunda sakatlık oluşması ihtimali vardır. Günlük alınacak 10 bin ünite A vitamini risksiz kabul edilmektedir.
                Beta Karoten: Sebze ve meyvelerden elde edilmekte ve vücutta A vitaminine dönüşmektedir. A vitamini yapı taşıdır. A vitamininin tüm fonksiyonları yanı sıra serbest radikalleri etkisizleştirerek; cildi güzelleştirir, cilt kanserinden korur, yaşlanmayı geciktirir, Radyasyon tedavisinde oluşacak yan etkiyi azaltır, hava kirliliği ve sigara dumanından vücuda siper olur. Yeşil yapraklı sebzeler(Ispanak, lahana gibi) ile , şeftali-kavun-kayısı gibi meyveler ve havuç önde gelen kaynaklarıdır.Eksik alınması halinde bazı tümörlerin oluşumuna ve katarakt’a neden olabilir.Yüksek dozda alınmasının faydalı olacağı yönünde çalışmalar halen sürmekte; kanser, katarakt ve damar sertliğini önlediği yönünde bulgular da elde edilmiştir.Yüksek dozun zehirleyici etkisi olmamakta ancak 50 mg. (83 bin ünite) den fazla alınması tavsiye edilememektedir.Hamilelerin, sigara içenlerin, pankreas sorunları yaşayanların ve safra kesesi taşlarından yakınanların ihtiyaçları daha fazla olmaktadır.Radyasyon tedavisi alanlarla uzun süre güneşte kalanların bol beta karotenli beslenme alışkanlığı edinmeleri gerekmektedir. Sebzelerdeki zengin beta karoten miktarı koyu yeşil ya da sarı renkli oluşlarından anlaşılmaktadır. Bu koruyucu madde yağda çözüldüğünden vücut yeteri kadar bu maddeyi depolaya bilmektedir. Bu madde pişirme esnasında her hangi bir kayba uğramaz. Beta karoten güneş ışınlarından gelen Ultra Viole B ışınının tahrip edici ve yaşlandırıcı etkisine karşı güçlü bir koruyucudur.
                Başlıca Beta Karoten zengini besinler:
             Havuç, kıvırcık.
             Yaz balkabağı, ıspanak.
             Kabak hindiba (Frenk salatası).
             Tatlı patates.
             Kış balkabağı, şalgam ve şalgam yaprakları.
             Brokoli, taze tropik meyve.
             Domates.
 
B1 Vitamini (Thiamin): Vücut enerjisinin ortaya çıkmasını sağlayan hayati önem taşıyan bir maddedir. Yağ(fat), protein, karbonhidrat ve alkolü denetleyen bir kısım enzim sistemleri için gereklidir. Ayrıca sinir sisteminin vücuda yollamaya çalıştığı uyarıları gönderme yardımcı olur. Thiamin için dikkat edilmesi gereken husus kaynatılarak yok edilmemesidir. Thiamin oksijen ile atağa geçer, suda çözülür. Bu maddenin yer aldığı besinleri çiğ ya da buharda pişirilerek yemelisiniz. Yüksek ateşte pişirilen thiamin ölür.
 B2 Vitamini: Bu vitamin yiyeceğin enerjiye dönüşmesini, kandaki alyuvarların oluşmasını ve gözlerle derinin sağlıklı olmasını sağlar. Antibiyotikler, yatıştırıcılar ve aşırı derecede alkol tüketimi B-2 vitaminini azaltır. Et ürünleri, süt ve süt ürünleri, ıspanak, turp, mısır, yumurta, beyaz undan yapılmış ekmekte B-2 vitamini mevcuttur.   
B6 Vitamini: Günlük ihtiyaç erkekler için 2 mg kadınlar için 1,6 mg’dır. Bu vitamin birçok gıda da mevcuttur. Eksiklik konusunda endişeye düşmeye gerek yoktur. Fazla dozda alınması yaşlıların bağışıklık sistemini yükseltmek ve bir kısım sinir sorunlarını çözmede kullanılmaktadır. Ancak 6 ay süreyle 100 mg’ tan fazla kullanımlarda sinirleri tahrip edebilmektedir. Günlük 2 bin mg. üzerinde kullanımlarda sinirlerin tahribatı daha kısa sürede olabilmektedir. Bu vitamin bağışıklık ve sinir sistemlerinin düzenli çalışmasına yardım etmekle beraber vücudun protein ve yağı öğütmesini sağlar. Kandaki hemoglobin oluşumunu sağlar.(Hemoglobin: Vücuda oksijen taşımakla görevlidir.)Depresyonla savaşan serotoninin oluşmasına yardım eder. Sigara kullanmak, Aşırı derecede alkol kullanmak ve de kan basıncını düşüren ilaçlar bu vitamin için zararlıdır. Böbrek, karaciğer, yumurta, pirinç, soya fasulyesi, tavuğun göğüs eti, fıstık, fındık, yulaf, patates, avakado, muz ve somon balığı en fazla B6 vitamini içeren besinlerdir. B6 Vitaminide suda çözülür, ısı ve ışık ile yok olur. O yüzden B1 vitamini gibi pişirme şeklinde dikkat edilmelidir.B6 Vitamini yapılan araştırmalar sonucu göstermiştir ki, yüksek proteinle beslenme sonucu oluşabilecek hastalıklarda (atardamar hasarı, homocystinemia denilen hastalıklara karşı) koruyucu görevi üstlenmektedir.
B12 Vitamini: Erkeklerin ve kadınların günlük ihtiyacı sadece 2 mikrogramdır. Balık, tavuk, et ve süt gibi başlıca hayvansal ürünler başlıca kaynaklarıdır. B12 eksikliği iyileşmesi mümkün olmayan sinir tahribatlarına yol açmaktadır. Bundan dolayı vejetaryenlerin mutlaka dışarıdan B12 vitamini almaları gerekmektedir. Aşırı dozların olumsuz etkileri tespit edilmemiştir. Günlük 100 mikrograma kadar alınması güvenli karşılanmaktadır.
 Vitaminler vücudun sağlıklı çalışması için gerekli organik maddelerdir. Vücutta belirli miktarda üretilen D vitamini ve bağırsaklarda bakterilerce bireşimlenen B12 vitamini dışındaki vitaminler vücutta üretilemez.

Vitamin ve mineraller vücutta metabolizma ürünlerinin “koenzimleri” olarak görev alır. Yaşamın sürmesini sağlayan biyokimyasal olayları gerçekleştiren birçok tepkimede özgül enzimler belirleyici bir rol oynar. Ama söz konusu tepkimelerin hızla oluşması için birer koenzim olan vitamin ve mineraller gereklidir. Vitaminler kimyasal yapılan bakımından büyük farklılıklar gösterdiğinden tek bir kimyasal grupta toplanamaz. Harflerle adlandırılan bu maddeler yağda çözünen ve suda çözünen vitaminler olarak iki büyük grupta sınıflandırılır.

Yeterli miktarda meyve ve sebzenin yanı sıra et, balık, yumurta gibi protein bakımından zengin yiyecekleri içeren dengeli bir beslenme sayesinde vücut için gerekli bütün vitaminler alınabilir. Vitaminlerin yetersiz alınması durumunda vitamin eksikliğine bağlı çeşitli hastalıklar ortaya çıkar.

Sağlıklı bir yaşam için gerekli vitamin ve mineral miktarlarını saptamak büyük önem taşıdığından bu konuda çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde insan vücudu için gerekli bütün vitamin ve minerallerin belirlendiği sanılmaktadır. Uzmanlar besinle alınması gereken vitamin ve mineral miktarlarını yeni bilgiler ışığında sürekli güncelleştirmektedir. Ama söz konusu değerlerin kesinlikten uzak ve ortalama rakamlar olduğu unutulmamalıdır. Bireysel vitamin ve mineral gereksinimi yaş, cinsiyet, kalıtım, çevresel etkenler, yaşam biçimi, özel durumlar ve bazı hastalıklar gibi kişiye özgü etkenlere bağlı olarak az ya da çok değişebilir.

Hekimler birçok durumda hastalarına ek vitamin almalarını önerirler. Besinlerle alınan vitaminlerin yetersiz olması, bağırsaktan vitamin emilimini azaltan hastalıklar, büyüme, ağır bedensel çalışma, gebelik, emzirme, âdet dönemleri, kronik hastalıklar gibi nedenlerle vücudun vitamin ve mineral gereksinimleri artabilir. Hipettiroidizm (tiroit bezinin aşırı çalışması), ateşli enfeksiyon hastalıkları, doku kaybına neden olan hastalıklar da vitamin gereksinimini artırır. Piyasada tedavi edici ya da günlük gereksinimleri karşılayıcı dozda vitamin ve mineral içeren çeşitli ilaçlar bulunmaktadır. Bunlar hap, suda eriyen tablet ve içeriği damar ya da kas içine verilen ampul biçiminde olabilir.

Yağda çözünen vitaminler vücut yağında depolanır. Bu gruba giren A ve D vitaminleri aşırı ölçüde alındığında yağ dokusunda birikebilir ve zehirlenmeye yol açabilir. B grubu vitaminler ve C vitamini ise suda çözünür. Suda çözünen vitaminler kısa sürede idrar yoluyla dışarı atılır ve aşırı miktarda alınsalar bile ender olarak ancak çok yüksek dozlarda zehirlenmeye yol açarlar.
Yağda Çözünen Vitaminler
A vitamini – Retinol, retinal ve retinoik asit gibi biçimlerde bulunur. Bunların en etkin olanı retinoldür. Bazı bitkilerde pigment (boyarmadde) olarak bulunan betakaroten (provitamin A) vücutta A vitaminine dönüştürülür. Balık yağında, karaciğerde, yumurta sarısında, tam yağlı sütte ve tereyağında bol miktarda A vitamini vardır. Yeşil sebzelerde, ıspanakta, havuçta ve turunçgillerde karoten miktarı yüksektir. Normal beslenmeyle yeterli miktarda A vitamini alınabilir. Önerilen günlük doz kadınlarda 4.000 IU (uluslararası birim), erkeklerde 5.000 IU’dur.

A vitamininin vücutta özellikle epitel ve mukoza hücrelerinin bütünlüğünü sağlamaya yönelik önemli işlevleri vardır. A vitamini vücutta doku yenilenmesini ve hücre onarımını sağlayıcı etki gösterir. Enfeksiyonlara karşı doğal savunma direncini destekler. Kemik büyümesi, üreme ve embriyon gelişimi için de büyük önem taşır. A vitamini eksikliğinin alacakaranlıkta görmeyi azaltarak gece körlüğüne yol açtığı eskiden beri bilinmektedir.

A vitamininin meme, akciğer, kalınbağırsak, prostat ve dölyatağı boynu tümörlerini, kalp hastalıklarını, damar sertliğini ve yaşlanmaya bağlı görme kaybını önlediği öne sürülmektedir. Aşırı miktarda A vitamini alımına (50.000-100.000 IU) bağlı olarak ortaya çıkan A vitamini fazlalığında (hipervitaminoz A) aşırı duyarlılık, iştah kaybı, baş ağrısı, deride kuruluk ve soyulma gibi belirtiler görülebilir. A vitamini zehirlenmesinde kafaiçi basıncı artar, röntgen filminde özgül kemik bozuklukları görülür. Kanda A vitamini düzeyi çok yükselmiştir. Betakaroten ise vücutta gerek duyulduğu ölçüde A vitaminine çevrildiğinden fazla alındığında bile zehir etkisi yaratmaz.

D vitamini – Etkin biçimleri ergokalsiferol (D2 vitamini) ve kolekalsiferoldür (D3 vitamini). Her iki madde de besinlerle alınan bazı öncü maddelerin güneş ışığının etkisiyle deride bireşimlenmesi sonucu ortaya çıkar. D vitamini kalsiyumun bağırsaklardan kana ve kandan kemiklere geçişini düzenleyerek kalsiyum metabolizmasında rol oynar. Kanda kalsiyum düzeyi D vitamini, paratiroit hormonu ve kalsitonin ile belirlenir. Bol güneşli tropik bölgelerde D vitamini eksikliği seyrek görülür. Güneşli günlerin sayılı olduğu Kuzey ülkelerinde ise D vitamini eksikliğine daha sık rastlanır. Besinlere morötesi ışın uygulanması D vitamini miktarını artırır. Karaciğer, tereyağı, balık, yumurta sarısı D vitamini bakımından zengin besinlerdir. Günlük önerilen 200 IU D vitamini gıda maddeleriyle alınabilir.

D vitamini eksikliği kalsiyum ve fosfor emilimini aksatarak kemiklerdeki kalsiyum miktarını azaltır. Çocuklarda raşitizm denen hastalığa yol açan bu durum kaburgalar, kafatası ve bacak kemiklerindeki yapı bozukluklarıyla kendini belli eder. Erişkinlerde D vitamini eksikliğinin bir sonucu olan kemik yumuşaması ise osteomalazi adıyla tanınır.

Aşırı D vitamini alımına bağlı olarak ortaya çıkan D vitamini fazlalığının başlıca belirtileri halsizlik, çabuk yorulma, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishaldir. Boşaltım sisteminde kalsiyum çökelmesi sonucu idrar yolu taşları oluşabilir.

E vitamini – Kimyasal adı alfa-tokoferol olan E vitamini özellikle ayçiçeği gibi yağlı tohumlarda, sebzelerde ve balık yağında bulunur. Koroner kalp hastalığı, kas atrofisi (doku gerilemesi), itiyadi düşük (sürekli kendiliğinden düşük) ve şizofreni gibi çok değişik hastalıklarda E vitamininin yararlı olduğu öne sürülmüştür. Son yapılan çalışmalar ise E vitamininin oksitlenmeyi engelleyici etkisi nedeniyle yüksek dozlarda alındığında kalp hastalığı ve bazı kanser türlerine karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir. Bu çalışmalara göre E vitamini eklem ve deri hastalıklarında doku yenilenmesine yardımcı olmaktadır. Önerilen günlük doz kadınlarda 12 IU, erkeklerde 15 IU’dur. Bu miktarları 100 kat aşan dozlarda bile bir yan etkisi saptanmamıştır.

K vitamini – Kanın pıhtılaşması için gerekli olan ve karaciğerde üretilen birçok pıhtılaşma faktörünün bireşiminde temel öneme sahiptir. Kimyasal olarak doğal bitkisel K vitamini filokinondur. Lahana, karnabahar, ıspanak, soya yağı, şeftali ve patateste, karaciğerde, balık yağında, yumurta sarısı ve peynirde az miktarda bulunur. Tedavide kullanılan yapay türevi menandiondur. Günlük önerilen dozu 65 mikrogramdır. Vitamin haplarında bulunmayan K vitamini tıpta pıhtılaşma zamanını kısaltmak amacıyla ve karaciğer hastalıklarında kullanılır.
Vitaminlerin Fizyolojik Etkileri ve Rol Oynadıkları Süreçler

A
Vitamini
Enfeksiyonlara karşı direnç

B1
Vitamini
Sinirsel dürtülerin iletilmesi; yağ metabolizması

B2
Vitamini
Hücre düzeyinde solunum uyarıcı; görme işlevi

B6
Vitamini
Doku metabolizmasının düzenlenmesi

B12
Vitamini
Alyuvar yapımı; sinir sistemi hücrelerinin işlevleri

c
Vitamini
Hücre metabolizmasını uyarıcı; enfeksiyonlara karşı direnç; alerji önleyici etki

D
Vitamini
Kemik için gerekli kalsiyum ve fosfor metabolizması

E
Vitamini
Erkek ve kadın üreme hücrelerinin gelişimi; gebelik süreci

K
Vitamini
Protrombin bireşimlenmesi; kan pıhtılaşması

PP
Vitamini
Şeker yıkımında kullanılan enzimlerin bireşimlenmesi; Pellagra hastalığını önleyici etki

Suda çözünen vitaminler böbrek yoluyla hızla vücuttan atılır. Bu nedenle aşırı miktarda tüketilmeleri kullanıcıdan çok üreticiye yarar sağlar.
Suda Çözünen Vitaminler
C vitamini (askorbik asit) dışındaki vitaminler B grubu altında toplanır. Tiyamin (B vitamini), riboflavin (B2 vitamini), niyasin, piridoksin (B6 vitamini), pantotenik asit, inositol, biyotin, paraaminobenzoik asit (PABA), folik asit ve siyanokobalamin (B12 vitamini) iyi bilinen B grubu vitaminler arasında yer alır. Bira mayası ve karaciğer bu vitaminlerin başlıca doğal kaynaklandır.

Tiyamin (B1 vitamini) – Saf olarak elde edilen ilk vitamindir (1926). Vücutta tiyamin pirofosfat biçiminde koenzim işlevi görür ve karbonhidrat metabolizmasında önemli bir rol üstlenir.

Tiyamin eksikliği beriberi denen hastalığa yol açar. Bu hastalığın başlıca belirtileri sinir sistemi bozuklukları ile kalp yetmezliğidir. Tiyamin tahıllarda bol bulunmasına karşın, tanelerin kabuğundan ayrılıp öğütülme işlemi sırasında kolayca yok olabilen bir maddedir. Bu nedenle kabuksuz ve parlatılmış pirincin temel gıda maddesi olduğu Uzakdoğu ülkelerinde beriberiye çok eski tarihlerden beri rastlanmaktadır. Günümüzde ise beriberi olguları yalnızca karaciğer dokuları yıkıma uğramış iyi beslenemeyen alkoliklerde görülmektedir.

Riboflavin (B2 vitamini) – Yapısında riboz şekeri bulunan, halka biçiminde organik bileşiktir. Vücutta riboflavine fosfat eklenmesiyle flavin mononükleotit (FMN), adenin dinükleotit eklenmesiyle de flavin adenin dinükleotit (FAD) oluşur. Bu iki molekül birçok proteinin üretiminde koenzim işlevi görür.

Riboflavin eksikliği sinir sisteminin (özellikle gözlerde) bozulmasına, yüz, kol ve bacaklarda deri bozukluklarına, kansızlığa, çocuklarda büyüme geriliğine yol açar. Erişkinlerde önerilen günlük dozu 1,2-1,7 mg’dir.

Niyasin – Nikotinik asit olarak da bilinen bu vitamin nikotinamit biçiminde de bulunabilir. Her iki molekül de yapı olarak tütün alkaloiti nikotine benzer. Vücutta nikotinamit adenin dinükleotit (NAD) ve nikotinamit adenin dinükleotit fosfat (NADP) biçiminde dokuların gaz alışverişinde koenzim olarak görev alır. Tavuk eti, sombalığı, bezelye ve yerfıstığı niyasin bakımından zengin besinlerdir. Önerilen günlük dozu kadınlarda 15 mg, erkeklerde 19 mg’dir.

Niyasin eksikliği sonucu ortaya çıkan pellagra adlı hastalık başlangıçta derinin güneş ışığı gören kesimlerinde güneş yanığına benzer deri döküntüleriyle kendini belli eder. Dil kırmızı ve şiştir. Tükürük salgısı artar. Bulantı, kusma ve ishal görülür. İlerleyen olgularda belirtiler sinir sistemini etkileyecek biçimde yaygınlaşarak daha da ağırlaşır.

Yüksek dozda nikotinik asit kan lipit düzeyini düşürdüğünden damar sertliğinin tedavisinde kullanılır. Uzun süre yüksek dozda alındığında karaciğerde doku yıkımına yol açtığı belirlenmiştir.

Piridoksin (B6 vitamini) – Vücutta etkin koenzim biçimi olan piridoksal 5-fosfata dönüştürülen üç tipi vardır. Bu koenzim aminoasit metabolizmasında, dolayısıyla proteinlerin bireşimlenmesinde önemli bir rol oynar. Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirdiği, ağrı kesici etkisi olduğu sanılmaktadır.

Başlıca piridoksin kaynakları arasında muz, avokado, tavuk eti, patates, ıspanak ve bezelye sayılabilir. Önerilen günlük doz kadınlarda 1,6 mg, erkeklerde 2 mg’dir. Piridoksin eksikliği kansızlık, deri bozuklukları, huzursuzluk, özellikle çocuklarda kas kasılmaları, ve çevrel sinir sistemi bozukluklarına yol açar.

Pantotenik asit – Doğada yaygın olarak, özellikle maya, karaciğer, böbrek ve yumurtada bulunur. Hayvanlarda yapılan deneyler pantotenik asit eksikliğinin büyüme geriliğine ve deri lezyonlarına yol açabildiğini göstermektedir. Ama insan beslenmesindeki rolü tam olarak bilinmemektedir. Vücutta koenzim A’ya dönüşerek metabolizma süreçlerine katıldığı belirlenmiştir.

Folik asit – Nükleik asitlerin bireşiminde ve alyuvarların oluşumunda belirleyici bir rolü vardır. İnsanlarda folik asit eksikliği çeşitli kansızlık tiplerine neden olur. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlardan metotreksat folik asit eksikliğine yol açabilir. Ispanak gibi yaprakları yenen sebzelerde, bira mayasında ve karaciğerde bulunur. Ama besinlerin aşırı pişirilmesi sonucu parçalanır. Önerilen günlük doz kadınlarda 180 mikrogram, erkeklerde 200 mikrogramdır. Özellikle bazı kansızlık tiplerinin tedavisinde kullanılır.

Siyanokobalamin (B12 vitamini) – Kimyasal yapısı en karmaşık olan vitamindir. Yalnız bu vitamin molekülünde bir metal iyonu (kobalt) bulunur. Vücutta nükleik asit ve proteinlerin yapımında birçok aşamaya katıldığından en önemli vitaminler arasında sayılır. Çok küçük miktarlarda da olsa bütün canlılar bu vitamine gereksinim duyar. Temel olarak karaciğer, böbrek ve kalpte bulunur. Doğadaki kaynağı yalnız bu vitamini bireşimleyen mikroorganizmalardır. Önerilen günlük dozu 2 mikrogramdır.

B12 vitamininin bağırsaklardan emilimi midede üretilen özetken (entrensek faktör) denen madde sayesinde gerçekleşir. Genellikle öz etkenin yetersizliği ya da olmayışından kaynaklanan B12 vitamini eksikliği çok tehlikeli bir kansızlık tipine yol açar. Hastalık yalnızca bu vitaminin kullanılmasıyla tedavi edilebilir.

İnositol, biyotin ve PABA – İnositol kimyasal olarak şekere benzer yapıda bir maddedir. Yiyeceklerle bol miktarda alınır. Bazı fosfolipitlerin bileşimine girmekte ve büyüme üzerinde etkili olmaktadır.

Kükürt içeren karmaşık bir organik asit olan biyotin, bağırsak bakterileri tarafından üretilir ve besinlerde bulunur. Karbon dioksitin kullanılmasıyla sonuçlanan metabolizma süreçlerinde görev alır. Eksikliğinin hayvanlarda çeşitli bozukluklara yol açtığı yarım yüzyıl kadar önce anlaşıldı. Ama insanlardaki eksikliğine ilişkin belirtiler bilinmemektedir.

Para-aminobenzoik asit (PABA) birçok mikroorganizmanın gelişmesi ve folik asit üretimi için gerekli bir maddedir. Sülfamitler bazı bakterilerin folik asit bireşimlenmesinde PABA kullanımını engelleyerek etkisini gösterir. Omurgalılarda yaşamsal bir önem taşımadığı sanılmaktadır. Morötesi ışınlardan koruyucu etkisi nedeniyle bazı güneş yağlarının etkin maddesidir.

Askorbik asit (C vitamini) – C vitamini eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan iskorbüt hastalığının çok eskiden beri yeterli taze sebze ve meyve yenmemesi sonucu ortaya çıktığı bilinmekteydi. Ama C vitamini saf olarak ancak 1928’de elde edilebildi ve bundan dört yıl kadar sonra da iskorbüt tedavisinde kullanılabileceği anlaşıldı.

Karbonhidrat benzeri bir madde olan askorbik asit vücutta oksitlenme-indirgenme tepkimelerinde rol alır. B grubu vitaminlerinden farklı olarak C vitamini koenzim değildir.

C vitamininin doku onarımı ve yenilenmesinde yeri olduğu, özellikle bağdoku için gerekli kollajen yapımı ve dişler için önem taşıdığı bilinmektedir. Soğuk algınlığında yararı üzerinde durulmakla birlikte kanıtlanmış etkisi yoktur. Ayrıca kanseri önleyici ve yaşlanmayı geciktirici etkileri üzerinde araştırmalar yapılmaktadır. Günlük önerilen doz 60 mg’dir. Sigara içenlerin daha fazla C vitamini alması gerekir.
Mineraller
Bitkisel ve hayvansal kökenli bütün besinlerde bol miktarda bulunan sodyum ve potasyum dışındaki bazı minerallerin belirli miktarlarda alınması gerekir. Bunların hemen hepsi günlük beslenme sırasında vücuda girer. Ama bazen metabolizma gereksinimlerini karşılayacak miktarlarda alınamayabilirler. Özellikle çocuklarda, ruhsal gerginlik durumunda, yaralanmalarda, kronik hastalıklarda mineral açığı ortaya çıkabilir.

Kalsiyum – Vücudun kalsiyum gereksinimi genellikle süt ve süt ürünleriyle karşılanır. Vücutta kalsiyumun büyük bölümü (yüzde 90) kemikte depolanır. Kemik dokusu ile kan arasında dinamik bir kalsiyum alışverişi vardır. D vitamini, paratiroit hormon ve kalsitonin hem bu alışverişi, hem de bağırsaktan kalsiyum emilimini, idrar ve dışkıyla kalsiyum atılmasını karmaşık bir etkileşim süreciyle denetler.

Kemiklerde gerekli sertliğin sağlanması yanında kalsiyum sinir uyarısı ve kas kasılması için temel öneme sahip bir mineraldir. Ayrıca hücreler arası yapışma ve hücre zarı yapısında önemli işlevleri vardır. Büyüme, gebelik ve emzirme dönemlerinde vücuda daha çok kalsiyum gerekir. Önerilen günlük kalsiyum dozu 800 mg’dir.

Fosfor – Vücutta kalsiyum dengesinin sağlanmasında, karbonhidrat, lipitler ve proteinlerle ilgili tepkimelerin oluşmasında önemli rol oynayan bir mineraldir. Vücudun kimyasal enerjisi “yüksek enerjili fosfat bileşikleri” biçiminde depolanır. Element halindeki fosforun çok zehirli olmasına karşılık besinlerle alınan fosfatlar zehirsizdir.

İyot – Temel işlevleri tiroit bezinin çalışması ve tiroit hormonlarından tiroksinin (T4) bireşimlenmesiyle ilgilidir.

Beslenmede deniz ürünlerinin bulunması yeterli iyot alımım sağlar. Sofra tuzuna eklenen iyot, besinlerde bu minerali yeterince alamayanları iyot eksikliğine bağlı guatrdan korur. Element halindeki iyot çok zehirlidir ve tıpta yalnızca mikrop öldürücü olarak kullanılır.

Demir – Kanda oksijeni taşıyan hemoglobin molekülünün ve hücre solunumundan sorumlu enzimlerin temel bileşenidir. Demir bakımından zengin besinler et (özellikle karaciğer ve yürek), yumurta sarısı, yeşil sebzeler ve kayısı gibi bazı meyvelerdir. Çocuklarda, gebelikte, âdet görme sırasında, aşırı kan kaybı ve kanamalı hastalıklarda demir gereksinimi artar. Normal durumlarda günlük beslenmeyle kolayca alınabilen 10-15 mg demir yeterli sayılır. Kansızlıkla sonuçlanan demir eksikliği ek demir alımıyla tedavi edilebilir.

Magnezyum – İnsan vücudu için temel öneme sahip bir mineraldir. Kas ve sinirlerin çalışmasında, protein bireşiminde rol alır. Alkolizm, şeker hastalığı, pankreas iltihabı ve böbrek hastalıklarında magnezyum eksikliği görülebilir. Uzun süren magnezyum eksikliği kalp ve iskelet kaslarında ağır bozukluklara yol açabilir. Magnezyum fazlalığı ise böbrek hastalıklarına, kas zayıflığına ve yüksek tansiyona neden olur.

Flüor – Diş gelişiminde ve kalsiyumun kemiklere bağlanmasında gerekli bir mineraldir. Suda çözünen bir element olan flüorun başlıca kaynağı içme sularıdır. Uzun süre fazla miktarda flüor alımı diş minelerinde lekelenmeye yol açar. Bir kerede alınan doz çok yüksekse öldürücü olabilen akut flüor zehirlenmesi görülebilir.

Çinko ve vücuttaki diğer eser mineraller – Çinko özellikle karbonik anhidraz enziminin temel bileşeni olarak alyuvarlarda bulunur. Çinko sağlayan yiyecekler arasında ekmek, istiridye ve fasulye sayılabilir. İç organlarda ve deniz ürünlerinde bulunan eser elementlerden selenyumun kanseri önleyici etkisi olduğu ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği ileri sürülmektedir. Bor, krom, klor, bakır, manganez, molibden, silikon, kükürt ve vanadyum elementlerinin de çok az miktarlarının sağlıklı yaşam için gerekli olduğu kabul edilmektedir. Bütün bu maddeler dengeli beslenmeyle doğal olarak alınabilir

   Hayat kurtaran destekler…

Çok küçük yaşlardan itibaren sütümüzü içmemiz, dişlerimizi fırçalamamız ve vitaminlerimizi almamız söylenir. Yeni araştırmalar, yeni bulgular elde edilmesine olanak sağlarken bazen de yanlış bilgilendirmeler, raflarda pek çok ürünün boy göstermesine neden oluyor.


Yaşlanma sürecinin nedenlerinden bir tanesi, vücut hücrelerinin ‘serbest radikaller’ üretmesidir. Bunlara ‘prooksidanlar’da denmektedir ve aslında bunlar vücutta oluşabilecek damar sertliği (arteriyoskleroz) kalp krizi, kanser, görünüm bozukluğu ve romatizma/kireçlenme gibi rahatsızlıkların oluşumuna katkı sağlayan kimyasallara zarar verir. Biz kendi anti-oksidanlarımızı kendimiz üretiyoruz, fakat her türlü düşmanla baş edebilmek için sayıları yetersiz kalıyor. Belli bazı vitaminleri, mineralleri, amino asitleri ve enzimleri içeren takviyeler teorik olarak bu düşmanların zararsız hale getirilmesine katkıda bulunuyor.

VİTAMİNLER

Vitamin A: Yağ içinde eriyebilme özelliğiyle bağışıklık sisteminin normal işleyişine katkıda bulunur; göz ve karaciğer sağlığı için önemlidir.
Vitamin C: Soğuk algınlığı ve kanser önleyicidir; çünkü içeriğinde antihistamin, anti-virüs ve anti-bakteriyel özellikler bulunmaktadır.
Vitamin E: Pozitif kardiyovasküler etkileri vardır; LDL (kötü kolesterol) oranını düşürür, cilt sağlığına katkıda bulunur, hücre zarlarını ve kan hücrelerini oluşabilecek hasarlardan korur.
Vitamin B6: B-12 emiliminde, bağışıklık sistemi işlevlerinde ve antikor üretiminde görevli enzimi aktifleştirici özelliği vardır.
Vitamin B12: Gıda metabolizmasına yardım eder, kırmızı kan hücrelerinin oluşması için gereklidir, katarakt oluşumunu önler, hücre yenilenmesinde ve büyümesinde rol alır.

AMİNO ASİTLER
l-cysteine, taurine ve l-methionine, hücre metabolizmasının; kas oluşumu, yağ metabolizması, karaciğer, göz ve beynin korunması gibi pek çok sürecinde önemli yere sahiptir.

ANTİ-OXİDAN MİNERALLER
Mineraller pek çok biyolojik reaksiyon için katalizör görevi görürler ve besinsiz kalınan bir durumda da koruma görevleri vardır. Hormonlar, enzimler ve hücre metabolizması bu elementlerle çok yakından ilişkilidir. Aynı durum, merkezi sinir sisteminin, kasların ve kalbin normal işleyişinin devam etmesi için de geçerlidir. Bu mineraller olmadan deri iyileşemez, kaslar kasılamaz.
Zinc (Çinko): 25 enzimden, sindirim ve metabolizmayla ilgili olanıdır, insülin tamamlayıcısıdır ve yaraların iyileşmesinde gereklidir.
Selenium: Serbest radikalleri yok eder ve doku elastikiyeti için gereklidir.
Manganese: Merkezi sinir sistemi için, yağ asidi ve kolesterolün sentezi için, kan şekeri ve merkezi kemik gelişimi için gereklidir.
Copper (Bakır): Kemiklerin düzgün şekilde kaynamasına yardım eder, hemoglobin ve kırmızı kan hücrelerinin aktiviteleri için gereklidir. Vitamin C ve çinko ile birlikte elastin oluşumuna katılır.İyileşmeyi arttırır, saçların ve derinin renklenmesinde ve tat alma hassasiyetinin korunmasında rol oynar.

ENZİMLER
Enzimler, enerji verilmiş protein molekülleridir, tüm canlı hücrelerde bulundukları için çok önemlidirler. İnsan vücudundaki tüm biyokimyasal tepkimeleri katalize ederler ve düzenlerler. Yediğimiz yiyecek, harcadığımız enerji vb. gibi tüm süreçlerde bu enzimlere ihtiyaç duyarız. 3 enzim tipi vardır: İki tanesi (sindirim ve metabolik) ihtiyaç halinde vücut tarafından üretilir. Besin enzimleri vücuda sindirdiğimiz çiğ besinler aracılığıyla alınır. Bu enzimlerden bazılarının antioksidan özellikleri vardır.
Catalase: Bağışıklık sisteminin oluşumunda rol alır.
Super Oxide Desmutase: En yaygın serbest radikallerin yok edilmesinde görev alır, bakır, çinko ve manganezin kullanılmasına yardım eder ve hücreleri canlandırır.

HOMEOPATİK YARDIMCILAR
DHEA (dehydroplandrosterone): Yaklaşık 20 sene önce bulundu ve popülerliği her geçen gün artmaktadır. Fibrinogen ve creactive protein seviyelerini düzenlemenin yanı sıra, andropoz ve menopoz semptomlarını iyileştirdiği gözlenmiştir. Bunun nedeni, hem testosteron hem de östrojen üretimini metabolize etmesidir. Bu özellik, pek çokları açısından bir bonus olurken, az sayıda kişi için de handikap oluşturmaktadır, örneğin prostat kanseri olan erkekler veya ciddi prostatik büyümesi olanlarda. Östrojene bağlı kanseri olan kadınlar da durumun farkında olmalı ve bir uzmanın gözetimi altında bulunmalıdır.
DHEA’nın obeziteyi, diabeti, kanser ve kalp hastalıklarını önlediği gözlenmiştir; bağışıklık sistemini uyarır ve hatta yaşam süresini uzatır. Bu gözlemler sonucunda bazı bilim adamları, yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan dejenerasyonların DHEA sirkülasyonundaki bir bozulmadan kaynklanabileceğini iddia etmişlerdir. Böylece, DHEA sağlıklı yaşlanmanın biyolojik göstergesi olabilir.
Melatonin: Pineal Gland içinde yer alan zaman tutucu bir hormondur ve bazıları tarafından yaşlanmanın sırrı olarak kabul edilmektedir. Doku sağlığını korumada büyüme hormonlarıyla işbirliği içinde olduğu görülür ve uykuyu düzenler. İçeriğinin muhtemel bir antikanser terapisi olduğu keşfedilmiştir. Avrupa’da yakın zamanda yapılan bir araştırmada, ileri düzeyde yayılmacı kanser hastalarının bir yıllık yaşam sürelerinde istatistiksel iyileşme gelişme görülmüştür.

CoQ10 EN ÖNEMLİ VİTAMİN
Yaklaşık 20 yıl kadar önce eczanelerde yerini alan Koenzim CoQ10 güçlü bir antioksidan. Bu antioksidan mitokondria ve hücre zarlarının serbest radikaller tarafından zarar görmesini engellemede işlev görüyor. Hücresel solunum dolaşımının da önemli bir parçasıdır çünkü hücrelerin enerjisini sağlayan ATP’yi oluşturmaktadır. Buna ek olarak, yapılan son araştırmalar bu vitaminin; vitamin C’nin antioksidan özelliğini koruduğunu da göstermiştir. Ağız yoluyla alınan CoQ10, mitokondrianın (enerji deposu) yağlardan ve karbonhidratlardan enerji elde etmesini düzenlemesine yardımcı oluyor.

BALIK YAĞI KATKILARI
Bilim adamlarının 11 bin hasta üzerinde yaptıkları araştırmalara göre, balık yağı katkıları ani ölüm oranlarını büyük ölçüde düşürmektedir. Bu araştırmaya katılanlar önceki üç ay içinde kalp krizi geçirmiş hastalar arasından seçilmiş. Hastaların tamamının beslenme düzeninde değişiklikler yapılmış ve aldıkları gıdaların içerisine artan oranlarda meyve, sebze, balık ve balık yağı ilave edilmiştir. Bir grup günde ekstra 1000 mg’lık (bir gram) balık yağı ilavesi almıştır. Üç buçuk yıl sonra, bu grupta kalp hastalıklarından ölüm oranı yüzde 45 daha az çıkmış. Balık yağının, kalp kaslarının kontrol dışı atması sonucu etkili kan akışının durması anlamına gelen aritmileri engellemede yardımcı olduğu ileri sürülüyor. Bu nedenle balık yağınızı alın; kalp krizi riskinin yanısıra yaşlanmanın olumsuzluklarından, bunama, yetişkin diyabeti gibi hastalıklardan korunun. Hayat kurtaran destekler…

– Vitamin Sahtekarlarına Dikkat Prof.Dr. Osman Müftüoğlu
– D Vitamini Sorunu Prof.Dr. Osman Müftüoğlu
– Sivilcelere Karşı C Vitamini
– Vitamin Zehirlenmesi ve Vitamin Fazlalığı
– K Vitamini Dr. Yasemin Amato
– Erkeklerin Vitamin ve Mineral İhtiyacı Uz.Dyt.Dilara Koçak
– Çocuklarda Vitamin ve Mineral Kullanımı Dyt. Özlem Sert Aydın
– Vitaminler ve Mineraller Dr. Ceyda Şener
– Kalbi Korumak İçin Vitamin Kullanmalı mı? Prof.Dr. Mehmet Öz
– D Vitamini Doktor Gibidir
– Vitamin Kullanımı Nasıl Olmalı? Prof.Dr. Osman Müftüoğlu
– Vitaminler Öldürüyor Prof.Dr. Ahmet Rasim Küçükusta

          



Blog Kuralları Sitemizi kullanmadan önce lütfen aşağıdaki site kullanım şartlarını okuyun. Siteyi herhangi bir şekilde kullanan tüm ziyaretçi ve üyeler bu sayfadaki şartlara uymayı kabul etmiş sayılacaktır. Şartları kabul etmiyorsanız lütfen siteyi kullanmayın. Bu metinde kullanılan “Kullanıcı” terimi, siteyi üye girişi yaparak veya yapmaksızın herhangi bir şekilde kullanan her türlü gerçek ve tüzel kişiyi ifade etmektedir. - Bu sayfada yer alan kullanım şartları, değişikliklerin yine bu sayfada açıkça belirtilmesi şartıyla tarafımızdan herhangi bir anda tek taraflı olarak değiştirilebilir. Kullanıcılar bu sayfada yayınlanan şartları kayıtsız şartsız kabul etmiş sayılacaktır. - Bu sitenin içerdiği tüm bilgilerin telif hakkı tarafımıza aittir ve Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ve ilgili uluslararası mevzuat kapsamında hukuki koruma altındadır. Site içeriğinin izinsiz olarak topluca indirilmesi, kaydedilmesi, çoğaltılması, işlenmesi ve yayınlanması, ve bunlara teşebbüs edilmesi yasaktır. Bu gibi faaliyetlerde bulunduğunu tespit ettiği Kullanıcılar aleyhine yasal işlem başlatma hakkına sahiptir. - Kullanıcılar, tarafımızın herhangi bir içerik veya iletişim sistemini kullanırken üçüncü şahısların yasal haklarını hiçbir şekilde ihlal etmemekle yükümlüdür. Bu gibi ihlallerle ilgili olarak hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk kabul etmemektedir ve bu ihlallerden doğabilecek her türlü hukuki ve cezai sorumluluk münhasıran Kullanıcıya aittir. - Sitede yazılan her türlü yazı yada yorumlardan yazan kişi sorumludur. Kullanıcılar yaptıkları yorumlardan ve paylaşımlardan kendileri sorumludur. Yapılan yorumlarda argo kelimer, kişisel yada kurumsal hakları ihlal eden yorumlar, karalama maksatlı yorumlar, aslı kanıtlanmamış beyenatlar yayınlamadan ötürü çıkabilecek yasal sorunlardan tamamen yorumu yazan kullanıcı sorumludur. - Sitemizde yorum yazan tüm ziyaretçilerin ip adresi kayıt altına alınmaktadır. Adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresleri yetkililerle paylaşılacaktır. - Sitenin işlemez hale gelmesini, ciddi ölçüde yavaşlamasını veya yazılım ve donanım sistemlerinin zarar görmesini amaçlayan her türlü davranış ve işlem yasaktır. Otomatik programlar kullanılarak çok sayıda sorgu veya üyelik kaydı yapılması veya otomatik yöntemlerle siteye çok sayıda talep veya bilgi gönderilmesi de bu yasağa dahildir. Bu gibi faaliyetlerde bulunduğunu tespit ettiğimiz Kullanıcıların siteye erişimini engelleme ve yasal işlem başlatacağımızı beyan ederiz. - Site üzerinde ki bilgiler kaynak gösterilmeden paylaşılamaz. Alıntı yada Kaynak yapacak kişiler direkt olarak bilgiyi edindikleri sayfa bağlantısını vermek zorundadır. - Kullanıcı adınız ve şifreniz sadece şahsınıza aittir. Bir üyeliği birden fazla kişi kullanamaz. Kullanıcı adı ve şifresi kullanılarak yapılan tüm işlemlerin, aksi ispat edilmediği sürece ilgili üye tarafından yapıldığı kabul edilecektir. - Üyelik formunda verilen bilgiler doğru kabul edilir. Bilgilerin yanlış olmasından kaynaklanacak her türlü sorumluluk üyeye aittir. - Sitede yayınlanan reklamlara ve tanıtım metinlerine, bilgi alma amacı dışında çok sayıda manüel veya otomatik tıklama yapmak yasaktır. Normal bir Kullanıcı davranışına uymayan bu gibi tıklama faaliyetlerinde bulunduğunu tespit ettiği Kullanıcıların siteye erişimini engelleme ve yasal işlem başlatacağımızı beyan ederiz. - Bu sayfada yer alan kullanım şartlarıyla ilgili olarak ortaya çıkabilecek tüm ihtilaflar, münhasıran Türk hukukuna ve İstanbul mahkemeleri ve icra dairelerinin yargı yetkisine tabidir.